Vicdanın Coğrafyası: Filistin
1948 yılında İsrail’in kuruluşuyla birlikte Ortadoğu haritası yalnızca siyasi olarak değişmedi; aynı zamanda insanlık tarihi vicdanen bir eşikten geçti.
Unknown Author
Konuk Yazar

1948 yılında İsrail’in kuruluşuyla birlikte Ortadoğu haritası yalnızca siyasi olarak değişmedi; aynı zamanda insanlık tarihi vicdanen bir eşikten geçti. Birleşmiş Milletler kararıyla resmen kurulan İsrail, Batı’nın İkinci Dünya Savaşı sonrası suçluluğunu başka bir halkın bedeni üzerinden telafi etme çabasının sonucu olarak şekillendi. Bugüne kadar gelinen süreçte, Siyonist ideolojinin emperyal çıkarlarla birleştiği noktada Filistin halkı, tarih boyunca yaşadığı topraklardan koparıldı. Siyonistlerin dünyadaki güçlü etkisi ve desteğiyle İsrail askeri olarak güçlense de Filistinlilerin onurlu mücadelesi asla durulmadı, kesintiye uğramadı. Filistinlilerin onurlu mücadelesi yalnızca askeri bir mücadele değil; aynı zamanda tüm dünyaya karşı verdikleri kültürel, zihinsel ve vicdani bir varoluş mücadelesini simgelemektedir.
1987’de başlayan Birinci İntifada, halkın taşla tanklara karşı direnişiydi. 2000 yılında başlayan İkinci İntifada ise bu iradenin nesiller boyu devam edeceğini simgeledi. Ve bugün, bu onurlu Müslümanlar Gazze’de, 2023 Ekim’inden bu yana İsrail’in tüm azgınlığı ve saldırganlığına karşı mücadelesini sürdürüyor. Çünkü Filistin ve Gazze’de yaşayanlar, dünyada kaybedilecek her şeyini kaybetmişken birtakım şeyleri bırakmıyor: onur, izzet ve şereflerini.
Filistin sadece bir coğrafyaya verilen isim değil; aynı zamanda onurun, umudun, insanlığın, kimliğini ve kişiliğini koruma mücadelesinin adıdır. Basit bir haber başlığı olmanın ötesinde, çok daha büyük anlamlar taşıyan acıların ve trajedilerin de öyküsünü taşır Filistin. Senelerdir Siyonist işgalcilerin zulmü ve esareti altında büyük bir mücadele gösteren onurlu insanların durağıdır Filistin. 2 milyara yakın Müslümanın şerefini tek başına göğüsleyenlerin mekânıdır Filistin.
Filistin, haritadaki sınırlarla çizilmiş kuru bir toprak parçası değil; insanlığın içinden geçmekte olduğu büyük sınavın adıdır. Her sabah bombaların gölgesinde uyanan çocukların, yitip giden ailelerin ve yüzlerce yıllık bir hafızanın susturulmaya çalışıldığı bir toprağın adıdır. Bugün Filistin’de yaşananlar sadece bir halkın dramı değil; susan dünyanın, körelmiş vicdanların, gözlerini çeviren kalabalıkların bir aynasıdır.
Vicdan dediğimiz şey sadece kalpte değil; durduğumuz yerdedir. Firavun’un karşısında Musa’nın yanında olmak, mazlumun dilini, rengini, dinini sormadan yanında durmak meselesidir. Bugün Filistin’de olan, sadece savaş değil; adaletin ayaklar altına alınması, hakikatin sistematik olarak susturulma çabasıdır. Dünya, artık zulmü seyrederken bile yorgun düşmüşken bomba sesleri ve ölüm sayıları haber bültenlerinin rutini, çocuk cenazeleri ise zamanla kanıksanmış görüntüler hâline geldi. İşte tam da burada insanlığın sesi olan vicdan...