Gazze: Secdeye Duran Toprakların Feryadı
Bazen toprak susmaz. Bazen şehirler ağlar, taşlar dile gelir, minareler feryat eder... İşte Gazze, tam da böyle bir yerdir.
Unknown Author
Konuk Yazar

Bazen toprak susmaz. Bazen şehirler ağlar, taşlar dile gelir, minareler feryat eder... İşte Gazze, tam da böyle bir yerdir. Kanın, gözyaşının ve duaların birlikte aktığı; göklerin şahitlik ettiği, sabrın en ağır haliyle sınandığı yer... Gazze, sadece coğrafi bir nokta değil, ümmetin vicdanıdır. Her bombanın altında ezilen bir çocuk çığlığı değil, aynı zamanda bizim sükûtumuzun yankısıdır.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:
"Mü’minler birbirini sevmede, birbirine acımada ve birbirine şefkat göstermede bir beden gibidir. Bedenin bir uzvu hasta olursa, diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateşle ona iştirak eder." (Buhârî, Edeb 27)
Peki ümmetin bir parçası olan Gazze yanarken, biz hangi geceyi uykuda geçirdik? Hangi gündüzü alışverişte, kahkahada, unutuşta tükettik? Her sabah yeni bir yıkımla uyanan Gazze, aslında bize Müslüman olmanın ne demek olduğunu hatırlatıyor. Kur’an’ın ifadesiyle, “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun, bu takvaya daha yakındır.” (Maide, 8) ayeti, sadece Filistin topraklarında değil, bizim iç dünyamızda da yankılanmalı. Çünkü adalet, önce kalpte başlar. Ve kalbi körelmiş bir ümmetin adaleti dağıtması mümkün değildir.
Kadir Mısıroğlu bir konuşmasında şöyle der:
"Müslüman bir insan, bir damla petrol için dünyayı ayağa kaldıran Batı’nın, bir damla kan için kılını kıpırdatmadığını görüp de hâlâ onların tarafında yer alıyorsa, o adamın ya kalbi mühürlüdür ya da aklı ipoteklidir."
Bu cümle, bugünkü gafletimizin fotoğrafıdır. Çünkü biz, hak ile batılın çizgisini unuttuk. Diplomatik cümlelerle geçiştirilen katliamlar, timsah gözyaşlarıyla süslenen açıklamalar... Oysa Gazze için vakit, açıklama değil; secde vaktidir. Boykot vaktidir. Duaya sarılma, ümmet bilinciyle ayağa kalkma vaktidir.
Gazze, bize şunu haykırıyor:
"Ben sadece bir şehir değilim. Ben, Kudüs’ün son eşiğiyim. Beni kaybederseniz, Kudüs düşer. Kudüs düşerse, Mekke’ye yol açılır. Ve Mekke düşerse, hiçbirinizin yüreği selamette kalmaz."
Bunu anlamak için harita bilgisine değil, iman hassasiyetine ihtiyaç vardır. Çünkü Gazze meselesi, politik bir tartışma değil; imani bir duruştur. Yüce Allah buyuruyor:
“Allah yolunda savaşanlar, yeryüzünde zayıf bırakılmış erkekler, kadınlar ve çocuklar için: ‘Rabbimiz! Bizi zalim olan bu kavmin diyarından çıkar, bize katından bir veli gönder, bize katından bir yardımcı yolla!’ demiyorlar mı?" (Nisâ, 75)
İşte o zayıf bırakılmışlar, bugün Gazze’de her gün, her gece bu duayı etmekteler. Peki ya biz? Biz o yardımın bir parçası mıyız, yoksa suskun kalışımızla zalime güç mü veriyoruz?
Peygamber Efendimiz şöyle buyurur:
"Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu, imanın en zayıf derecesidir." (Müslim, İman 78)