Menü
Giriş YapBültene Abone Ol

Toprağın ve Yaşamın Sessiz Ortakları

"Ya odanda öldürdüğün örümcek bütün hayatı boyunca senin onun oda arkadaşı olduğunu sanıyorsa." — Dostoyevski

U

Unknown Author

Konuk Yazar

5 dk okuma
Toprağın ve Yaşamın Sessiz Ortakları

"Ya odanda öldürdüğün örümcek bütün hayatı boyunca senin onun oda arkadaşı olduğunu sanıyorsa."
— Dostoyevski

Huzur denilen duygu biçiminin ne olduğunu, nasıl kazanıldığını biliyor gibi hissediyorum kendimi. Çoğu kavgadan, malayani işten ister istemez uzak duruyorum böylelikle. Zihnim sanki rölantide çalışıyor, benim için sakin sakin...

Bu dinginliği bir uğraşla, severek ve isteyerek yaptığım bir uğraşla sağlıyorum. İşin garibi, öyle de yoruluyorum ki anlatamam; görmeniz lazım, anlamanız için. Belki de kendi içimde büyütüp abartıyorum. Kimine göre, "Bunu mu diyecektin? Biz de yapıyoruz ama aynı keyfi almıyoruz." denilebilecek türden olabilir. Ve gariptir, bu uğraşla, bu hobiyle ilgilenirken ne yapacağıma ne yazacağıma karar dahi verebiliyorum.

Şu anı yazmak... Daha iyisi, şu anda olmak. Ne geçmişe üzülüp hayıflanmak ne de gelecekten endişe duymak... Tam olmam gereken zamanla meşgul olmak. Gerisi zaten kafa yoruyor. Elindekinin kıymetini bilmek ve benimle büyüyüp yeşereceğini görme umudu... Peki ya ben toprak olduktan sonra da onun hâlâ toprakta, canlı kanlı olabileceğini düşlemek? Bu, bana daha da büyük bir haz kaynağıdır. Bahsettiğim şey, toprakla uğraşmak ve diktiğim yüze yakın fidanın, baharın gelişiyle birlikte bir bir tomurcuklandığını görmek. Şehrin boğucu beton yığınları arasından kaçamak yapıp, az bir zaman bile olsa kendini toprağa atma çabasıyla debelenme işi...

Tam bu noktada ne fark ettim, biliyor musunuz? Çeşitli türlerde böcekler görüyorum. Çoğu zaman evimizde, odamızda gördüğümüz cinslerden: çekirge, örümcek, kene vb. gibi... Tabii, kendi yaşam sınırlarımız içinde görsek hemen öldürmeye yelteniyoruz veya onu hemencecik oradan uzaklaştırmamız lazımmış gibi telaşa kapılıyoruz. Sanki hayatımıza tacizde bulunmuş gibi... Yaşam alanımızda olmasa, hatta gözümüze dahi çarpmasa, bu "pislik" sorunsuz bir ömür sürecekmişiz gibi sanki.

Tanımı gereği, olması gereken yerde olmayan şeyler pis diye adlandırılır. Örneğin, saçımız başımızın üstünde olunca çirkinlik barındırmaz. Ama aynı saç telini yemek tabağında görsek o tabağı iteleriz. Bununla beraber, sosyal yaşamımızda da böyleyiz. Farklı düşüncesi, eğlencesi, siyasi görüşü olan kişiye, sırf bizim gibi yaşamıyor diye pismiş muamelesi yapabiliyoruz. Aynı toprakta ikamet ettiğimizi unutarak... "Benim evimde benim kurallarım geçerli." yaklaşımı yapıyoruz, onun da evine bir gün misafir olabileceğimizi akla getirmeden.

Yorumlar

Yorum Yap

Yükleniyor...

İLGİLİ YAZILAR