Bir Kelimeden Daha Fazlası: Empati!
Kelime karşılığı olarak birçoğumuzun farklı yorumlayacağı ama ortak noktada bencillikten uzak bir değerde buluşacağı bir fikirdir aslında empati. Bazıları için bir yaşam biçimi, kimisi içinse sadece bir kelimeden ibaret.
Unknown Author
Konuk Yazar

Kelime karşılığı olarak birçoğumuzun farklı yorumlayacağı ama ortak noktada bencillikten uzak bir değerde buluşacağı bir fikirdir aslında empati. Bazıları için bir yaşam biçimi, kimisi içinse sadece bir kelimeden ibaret. Senin ben olduğunun ve yaptıklarımızın da günü gelip bizi bulacağının farkında olmanın rahatlığıyla adım atabilme özgürlüğüdür empati. Doğru bir gözle bakıldığında yalnızca kendimize yapılmasını istemediğimiz değil, yapılmasının doğru olmadığı bir davranışlar bütünüdür. Yeri geldiğinde, kendimize yapılmasını istemediğimiz ama yapılması gerekenleri “empati göster” diyerek sığınmamız da empatiden uzak, bencil bir davranış hali göstermez mi? Konuya belki de açıklık getirmek adına sizlere Asr-ı Saadet’te geçen bir hikâyeden bahsedeyim.
Hz. Ömer döneminde yaşanan bir olay, empati kavramını belki de en iyi şekilde açıklayacaktır. Bir adam, açlık ve yoksulluk içinde kıvranırken bir dükkândan yiyecek çalar. Olayın fark edilmesiyle birlikte adam, halifenin huzuruna çıkarılır. Halk, hırsızlık yaptığı için cezalandırılmasını beklerken Hz. Ömer, öncelikle adamın neden böyle bir şeye mecbur kaldığını anlamaya çalışır. Soruşturma sonucunda, adamın açlıktan dolayı böyle bir eyleme yöneldiği anlaşılır ve asıl suçlunun, yoksulları doyurmayan toplum olduğu vurgulanır. İşte bu noktada empati, sadece bireysel bir duygu değil, toplumsal bir sorumluluk olarak karşımıza çıkar.
Empati, insan ilişkilerinde köprüler kuran, ayrılıkları birleştiren, anlayışı ve hoşgörüyü artıran bir değerdir. Ancak günümüzde bu kavram, çoğu zaman yüzeysel bir anlayışla ele alınmakta, hatta yanlış kullanılmaktadır. Bir başkasının yerine kendimizi koyabilmek, onun yaşadığı duyguları anlayabilmek empatiyi en basit haliyle tanımlasa da asıl mesele, bunu ne derece samimi ve adil bir şekilde yapabildiğimizdir.
Örneğin, iş hayatında empati göstermek, yalnızca çalışanların dertlerini dinlemek değil, onların yaşadığı zorluklara karşı çözüm üretmek anlamına gelir. Bir yöneticinin, çalışanlarının ihtiyaçlarını anlamadan yalnızca "Anlıyorum." demesi yeterli değildir; önemli olan, onların yaşadığı sıkıntılara gerçekten duyarlılık göstererek harekete geçmektir. Benzer şekilde, sosyal ilişkilerde de empati yalnızca karşımızdakini anlamak değil, onun duygularına ve ihtiyaçlarına göre hareket edebilmektir.
Empati eksikliği, toplumsal sorunların büyümesine sebep olabilir. Örneğin, farklı sosyal kesimler arasında yaşanan anlayışsızlıklar, empati eksikliğinden kaynaklanır. Bir bireyin, dezavantajlı bir grubun yaşadığı zorlukları anlamadan onları eleştirmesi veya dışlaması, empati yoksunluğunun bir göstergesidir. Oysa toplumsal barışın ve dayanışmanın sağlanması için empati, temel bir gerekliliktir.
Psikologlar, empatiyi bilişsel ve duygusal empati olarak ikiye ayırır. Bilişsel empati, bir kişinin karşısındakinin duygularını ve düşüncelerini anlamasını ifade ederken; duygusal empati, bu duyguları gerçekten hissedebilmeyi içerir. Yani, bir kişinin acısını anlayabilmek ile onunla birlikte bu acıyı hissetmek arasında fark vardır. Gerçek empati, her iki boyutu da içermelidir. Sadece birini anlamak değil, onun yaşadığı sıkıntıyı içselleştirerek hareket etmek, empatiyi tam anlamıyla yaşamak demektir.
Peki, empatiyi nasıl geliştirebiliriz? Öncelikle, dinleme becerimizi artırarak başlamalıyız. Çoğu zaman insanlar, karşısındakini anlamaktan çok, kendi söyleyeceklerine odaklanır. Oysa empati, karşımızdakinin hislerini ve düşüncelerini anlamak için ona gerçekten kulak vermeyi gerektirir.