Menü
Giriş YapBültene Abone Ol

Şehrin İçinden Geçerken Kendime Çarptım

Bir şehirde yürürken fark edersin aslında: Koca binalar, geniş yollar, uzun kaldırımlar… bütün o beton görünüşünün altında bir ritim atar.

U

Unknown Author

Konuk Yazar

5 dk okuma
Şehrin İçinden Geçerken Kendime Çarptım

Bir şehirde yürürken fark edersin aslında: Koca binalar, geniş yollar, uzun kaldırımlar… bütün o beton görünüşünün altında bir ritim atar. İnsanların hızlı adımları, esnafın sabah telaşı, otobüsten inen bir kalabalığın dağılma sesi… Şehir dışarıdan karmaşık görünür ama içinde dolaşmaya başladığında her şey yerine oturur.

Bir mühendis olarak bazen düşünürüm; şehir dediğin sadece planlanmış sokaklardan ibaret değil. Kâğıt üzerinde bir çizgi ile planlanan sokak, gerçekte birinin eve yetişme telaşını belirliyor. Bir meydanın genişliği insanların buluşma alışkanlığını değiştiriyor. Yeni açılan bir otobüs durağına verilen ad, o bölgeye yepyeni bir anlam katıyor. Ama bunu hesap kitap gibi anlatmaya gerek yok. Çünkü şehir, en çok da hissedilerek anlaşılır.

Yaşadığımız şehirler kendi karakterimize de etkileri olduğuna inanıyorum. Örneğin uzun yıllar İstanbul’da yaşayan insanların çoğu hayatında seri olmaya yatkındır. Her işlerini alel acele yapmaya çalışırlar. Çünkü şehir çok hızlı ve sürekli koşturmacalı.

Hatırlıyorum bir keresinde memleketten İstanbul’a gezmeye gelen bir kuzenim, yürüyerek İstanbul’u gezdiğimiz bir günün akşamında eve döndüğümüzde bize ‘’Bu şehirde insanlar neden sürekli koşuyor, neden sürekli bir yere yetişmeye çalışıyorlar?’’ diye sormuştu. Çok haklı bir soru tabiki. Geldiği yerde kimse saniyelerle marmarayı kaçırıp işe yarım saat geç kalmamış ki.

Şehir kalabalığı
Şehrin ritmi ve kalabalık.

Peki sizce şehir dediğimiz şey nedir? Yüksek binalar mı, kalabalık sokaklar mı, trafikte birbirine sabır dileyen kornalar mı? Yoksa asıl şehir, yürüdüğümüz kaldırımlara bıraktığımız düşünceler midir? Ya da bir şehre duyulan hasret onun sokaklarında bıraktığımız anılara mı? Yoksa içinde bıraktığımız sevdiklerimize mi?

Yine birçok soru karmaşası var kafamda cevap bekleyen. Kısaca değinmek gerekirse bence şehir, o şehrin ara sokaklarıdır. Ve bir şehre duyulan hasret aslında onun içinde yaşayan sevdiklerimizedir. Bunlar elbette benim tecrübelerim. Herkes kendi içinde verebilir bu cevapları.

Şehir dediğimiz şeyin içinde yaşanılanı olduğu gibi bir de memleketi olanı vardır. Aynı olanlar birbirinin toprağıdır hani. Bizim insanımız için önemli bir şey bu. Yeni muhabbet kurduğun biriyle ikinci üçüncü cümle bu soru olur genelde. ‘’Abi senin memleket neresi?’’ Aynı çıkmasa bile kesin bir tanıdığı orada askerlik yapmıştır. Ya da yeğeni üniversiteyi orada okumuştur. Bir bağlantı bulmayı sever bizim insanımız. Trafik çevirmesinde evraklarda noksanlık varsa polise karşı hemen kullanır bu jokerini. Ya da eve gelen ustaya sorar, bir sıcaklık kurmaya çalışır arada.

Bir de bu şehir dediğimizin hayali kurulanı vardır. Benim çocukluğumda bu Rio de Janeiro idi. Ne alaka diye sormayın. Bizim çocukluğumuzda her yer Brezilyalı topçu kaynıyordu. Tabi bir de Hızlı ve Öfkeli hayranı iseniz kaçarı yok hayatınızın bir yerinde Rio hayali kurmamış olmanızın.

İstanbul
Şehir ve deniz.

Velhasıl kelam, insanın kendi olma serüveninde şehirlerin etkisi epey fazla. İnsan bazen bir şehirde değil, kendi yazgısının sokaklarında dolaşır. Yıllar geçer, yürüdüğün sokaklar aynıdır ama adımların değişir, duyguların değişir ve fark etmeden kaderin sana yön çizer. Nihayetinde sen olursun.

Yorumlar

Yorum Yap

Yükleniyor...

İLGİLİ YAZILAR