Menü
Giriş YapBültene Abone Ol

Nasıl Oluyor? Vakit Bir Türlü Geçmezken; Yıllar, Hayatlar Geçiyor...

2000 yılında Teoman’ın “Paramparça” şarkısında haykırdığı söz, bizleri derin düşüncelere sevk ediyor. Zamanın içinde hapsolmuşken, nasıl olur da yıllar ve hayatlar bu kadar hızlı geçiyor?

U

Unknown Author

Konuk Yazar

5 dk okuma
Nasıl Oluyor? Vakit Bir Türlü Geçmezken; Yıllar, Hayatlar Geçiyor...

2000 yılında Teoman’ın “Paramparça” şarkısında haykırdığı söz, bizleri derin düşüncelere sevk ediyor. Zamanın içinde hapsolmuşken, nasıl olur da yıllar ve hayatlar bu kadar hızlı geçiyor?

Çocukluğumuzda neredeyse hepimiz bir an evvel büyümek istedik. Çünkü çocuk dünyasında hayat, sınırlarla doluydu: Akşam eve gelme saati, uyuma saati, okul saati, ödev saati ve daha nice kısıtlamalar... Bu sınırların içindeyken büyümenin ve gönlünce hareket etmenin hayalini kurardık. Allah ömür verdi, büyüdük. Belki artık zamansal değil ancak mekânsal sınırlarımız ön plana çıktı. Evimiz belli, varsa işimiz, yoksa işsizliğimiz belli; arkadaşlarla kahve içtiğimiz yer belli, sabah poğaça aldığımız yer belli, çevremiz belli...

Elbette biliyoruz ki sınırsız bir hayat ancak ahirette mümkün. Mühim olan, bu sınırlarla barışık yaşamak, had bilerek hareket etmek. Hayat, tüm insanlar için değişerek devam ederken; tüm insanlık için pek bir değişim gerçekleşmeden yerinde duruyor. Bu konuyu biraz irdelemek ve fikirlerimi daha açık bir şekilde ifade etmek isterim:

Bu Bir Sistem Eleştirisi Değil, Teslimiyettir.
Roma’da soylular, yurttaşlar ve bir de taşınır mal statüsünde bulunan köleler vardı. Köleler, eşya statüsünün ötesinde bir hakka sahip olamazlardı. Daha sonra yüz yıllar ve çağlar geçti. Orta Çağ ve sonrasına geldiğimizde ise derebeyler, soylular, lordlar, krallar, aristokratlar ve daha niceleri vardı. Diğer yandan ise memurlar, köylüler ve köleler... Yakın tarihimize kadar da bu sınıflandırma devam etti.

Günümüze geldiğimizde ise işverenler ve işçiler, patronlar ve “çalışma arkadaşları”, kodamanlar ve “linkedingiller” var. (Himayesinde bulunan çalışanlarına insafla yaklaşan çok sayıda patronu tenzih ederim.)

Değişen Her Şey, Hiçbir Şey Değişmesin Diyeymiş
Bunça yıldır değişenler meğer hiçbir şeyin değişmemesi içinmiş. Sabanlardan buharlı makinelere, odundan nükleer enerjiye, kâğıttan bilgisayara çok değişim yaşadık; ancak bir o kadar da değişmeyenler var. Değişmeyenler ise değişenlerden daha etkili ve soğuk. Tarihler boyunca isimlerimiz, iş pozisyonlarımız, kullandığımız aletler değişti; ancak bir tarafta elitler, diğer tarafta köylüler hiç değişmedi.

Yalnızca bir şey oldu: 1960-70’lerden sonra “orta sınıf” diye bir şey ortaya çıktı. Sonrasında anlaşıldı ki meğer orta sınıf, köylünün arada bir yurt dışına giden ve latte içen versiyonuymuş. (Bu paragrafın görüşlerimi tam anlamıyla yansıtmadığını belirtmek isterim. Paragraftaki anlamından farklı olarak, zannımca insanlar üçe ayrılır: 1- Elitler, 2- Kentliler, 3- Köylüler.)

Mühim değil. İnsan, hayatın koşuşturmacası içinde bunları düşünmeye pek vakit bulamıyor. Hatta sanırım modern insan, düşünmeye vakit bulamıyor. Yemek yerken dahi YouTube’dan bir şey izlememiz gerekiyor; uyumadan önce bir süre telefonla vakit geçirmemiz, yolda yürürken müzik dinlememiz...

Yorumlar

Yorum Yap

Yükleniyor...

İLGİLİ YAZILAR