Mühendis Gözü, Mümin Kulağı ile Estetik
Bazen düşünüyorum da, “estetik” dediğimiz şey gerçekten sadece sanat galerilerinde mi saklı? Altın çerçeveli tabloların, yıllarını vermiş ustaların heykellerinin ya da konser salonlarının tekeli mi güzellik?
Unknown Author
Konuk Yazar

Bazen düşünüyorum da, “estetik” dediğimiz şey gerçekten sadece sanat galerilerinde mi saklı? Altın çerçeveli tabloların, yıllarını vermiş ustaların heykellerinin ya da konser salonlarının tekeli mi güzellik? Bence değil. Estetik, çoğu insanın aceleyle üzerinden atladığı küçük detaylarda gizli.
İnşaat mühendisliğinde de bunu görüyorum. Çoğu kişi bizim işi sadece beton, demir ve hesap kitap sanıyor. Ama ben projeleri incelerken kolonların hizasına, kirişlerin birbirini tamamlayışına, yüklerin aktarımındaki o görünmez düzene baktığımda, ortaya çıkan oran ruhuma iyi geliyor. Yaptığım herhangi bir hesabın sonunda tüm değerler yerine yapboz parçası gibi cuk diye oturuyorsa, o projede bir güzellik var demektir. Denge sadece statik bir kavram değil; aynı zamanda estetik bir his. Bir yapının ayakta kalması için gereken uyum, aslında hayatın her yerinde aradığımız uyumun başka bir dili. Mühendislik bazen sanatın kendisi oluyor; sadece bilmeyene kaba görünüyor.
Bir de estetiğin ilahi olanla kurduğu bağ var. Hat, tezhip ve minyatür gibi sanatlara büyük bir saygım var. Duvarımda olmasa da gönlümde yerleri başka. Sabırla çekilen çizgiler, dua ile işlenen motifler... Hele ki bir ayetin harflerle dansı. Bu, güzelliğin hem göze hem gönle aynı anda dokunan hâli. Belki de mühendislikte aradığım düzenin kaynağı yine burada: hikmetin kendisinde.
Sonra bir ezan sesi geliyor uzaktan. Fark ediyorum ki sesin bile estetikle bir ilişkisi var. Ezan ve Kur’an tilavetinde kullanılan makamlar mesela: Hicaz, Rast, Uşşak, Nihavent ve daha niceleri... Her biri farklı bir duygunun kapısını aralıyor: Hicaz’ın hüznü, Rast’ın sükûneti, Uşşâk’ın sıcaklığı ve Nihavend’in ağırbaşlılığı. Bu makamlar sadece musiki değil; gönlü şekillendiren, kalbi terbiye eden bir güzellik dili. Bir müezzinin sesi, bir hafızın okuyuşu, insanın iç dünyasına bir çizgi çekiyor; yukarı doğru.
Şehrin siluetine baktığımda da aynı şeyi hissediyorum. Beton kalabalığının arasından ince bir zarafetle yükselen minareler, adeta gökyüzüne doğru uzanan bir dua gibi. Sessizler ama mesajları açık: “Güzel olan yukarıda, gözünü kaldır.”
Bahsetmeden geçemeyeceğim; ben bazen de Kadıköy tribünlerinde, coşkunun içinde buluyorum bu hissi. Sarı-lacivertin ahengi, Mohikan müziğiyle atkı şovda oluşan birliktelik, futbolcuların adlarını bağırırken ki bütünlük, bestelerin aynı anda gökyüzüne yükselişi, tek bir yürek gibi atan binlerce insan... Bu da başka bir estetiğin bambaşka hâli. Herkes aynı duyguda birleşince, o an kendi başına bir sanat sahnesine dönüşüyor.
Bütün bunlara baktıkça şunu fark ediyorum: Estetik, Allah’ın bize bahşettiği bir fark edebilme nimetidir. Kimi zaman bir çizimde, kimi zaman bir makamda, kimi zaman bir tribünde çıkar karşımıza. Yeter ki kalabalığın içinde kaybolmadan, bakmayı değil, görmeyi öğrenelim.