Menü
Giriş YapBültene Abone Ol

Muhabbet ve Selam: Kalplerin Köprüsü

"Muhabbetten oldu Muhammed hâsıl, Muhammed siz muhabbetten ne hâsıl?" sözü, sadece bir beyit değil; hayatın merkezine yerleşmiş bir hakikatin özüdür.

U

Unknown Author

Konuk Yazar

5 dk okuma
Muhabbet ve Selam: Kalplerin Köprüsü

“Muhabbetten oldu Muhammed hâsıl, Muhammed siz muhabbetten ne hâsıl?” sözü, sadece bir beyit değil; hayatın merkezine yerleşmiş bir hakikatin özüdür. Çünkü muhabbet, yani gönülden gelen sevgi, samimiyet ve içtenlik, insan olmanın özü; selam ise bu muhabbetin dışa taşan ilk hâlidir. Selamsız bir yürek, kapalı bir kapı gibidir. Muhabbetle açılır, samimiyetle içerisi ısınır. Kalpten kalbe giden yol, ancak bu iki manevi kavramla mümkün olur: muhabbet ve selam.

İnsanoğlu konuşan bir varlık olduğu kadar, gönül kuran bir varlıktır. Kullandığı kelimeler, ses tonları, hitapları sadece iletişim kurmak için değildir. Her bir söz bir tuğla gibidir; ya gönül köprüsü inşa eder ya da araya duvar örer. Özellikle günümüzde, hızla akan gündemin ve dijitalleşmenin getirdiği yüzeysellik içinde, içten bir “selam” ya da gönülden gelen bir “muhabbet” cümlesi belki de hayat kurtaran bir merhamet olur.

Selam vermek, Peygamber Efendimiz’ in (sav) sünnetidir. O (sav), selamı yaymayı emretmiş, selamla birlikte kalplerin yumuşayacağını bildirmiştir. Zira selam, sadece bir “merhaba” değildir. Selam; emniyet, barış, dua ve kabuldür. Bir kişiye selam verdiğinizde aslında şunu demiş olursunuz: “Benden sana zarar gelmez. Kalbim sana açık, gönlüm dostlukla dolu.” Böyle bir anlamı barındıran selam, muhabbetin kapısını aralar.

Fakat günümüzde sözlerimiz ne kadar muhabbet taşıyor? Kurduğumuz cümleler ne kadar kalpten, ne kadar dua gibi? Hızla sarf edilen kelimeler, sosyal medya mesajları, yorumlar... Bunların ne kadarı içimize siniyor? Dilimizin ucuna geleni söylemek, muhabbetin değil gafletin işaretidir. Oysa Allah Resulü (sav), “Ya hayır söyle ya da sus” buyurarak sözü de ibadet bilinciyle söylemeyi öğretmiştir.

Muhabbet, önce içte başlar. Kendisini bilen, Rabbini bilen bir kalpte muhabbet kök salar. Oradan yakınlarına, komşulara, tanıdıklara, toplumun her kesimine dallanır. İnsanın içindeki muhabbet, diline akseder; sözü yumuşatır, tavrı güzelleştirir. Sözümüzün güzelliği, niyetimizin berraklığı ile ölçülür.

Bu yüzden, muhabbetle atılan bir selamın değeri büyük olur. Sabah işe giderken komşuya edilen selam, otobüste yaşlıya gösterilen bir tebessüm, iş arkadaşına içten söylenen bir “kolay gelsin”, gönülden yapılan bir dua... Bunlar belki de unuttuğumuz muhabbet dilinin küçük ama tesirli örnekleridir. Kalpleri birbirine bağlayan, merhameti hatırlatan, kardeşliği canlandıran adımlardır.

Unutulmamalıdır ki, bizler bir ümmetiz. Bizi bir arada tutan yalnızca kan bağları değil; gönül bağlarıdır. Bu bağların harcı ise muhabbet ve selamdır. Kur’an’da, cennet ehline Allah’ın selamla hitap edeceği bildiriliyor. Bu ne büyük bir müjdedir: “Onlara söz olarak ‘Selam!’ vardır” (Yasin, 58). Cennet dili selamdır, ebedi huzurun şifresi budur.

Bu yazıya bir dua ile son vermek isterim: Rabbim gönlümüze muhabbet, dilimize selam yerleştirsin. Sözüyle şifa olanlardan, selamıyla huzur verenlerden eylesin bizleri. Zira bir selamla başlayan muhabbet, belki de iki kalp arasında açılan en güzel kapıdır.

Yorumlar

Yorum Yap

Yükleniyor...

İLGİLİ YAZILAR