Bir Selamın Ardından Gelen Sessizlilik
Bir insanın diğerine en yalın, en temiz hâliyle ulaşma şeklidir selam. Kelimelerin yükünü taşımayan ama yürekten kopup gelen bir dokunuş gibidir çoğu zaman.
Unknown Author
Konuk Yazar

“Gönülden gönül’e bir yol vardır, görünmez”
— Yunus Emre
Bir insanın diğerine en yalın, en temiz hâliyle ulaşma şeklidir selam. Kelimelerin yükünü taşımayan ama yürekten kopup gelen bir dokunuş gibidir çoğu zaman. Kimi zaman dudaklardan dökülen sade bir kelime, kimi zaman gözlerle verilen bir işaret... Ama hep bir çağrıdır: “Ben buradayım. Seni gördüm.” Belki de bu yüzden en çok selam vermeyi unutuyoruz. Çünkü kimse kimseyi görmek istemiyor artık.
Bizim kültürümüzde selamın bir adı vardır; içi dualarla doludur: Selamünaleyküm. Barış diler, huzur diler, güven diler. Sadece bir kelime değildir aslında; bir niyet, bir yöneliştir. Kalpten kalbe bir kapı aralamaktır. Bu yüzden selam, sadece ağızdan çıkan değil, kalpten çıkan bir sesleniştir. İnsan, karşısındakini “dost” görmeden selam veremez. Bu da selamı aslında oldukça cesur bir eylem hâline getirir. Ama artık selamlar sessizlikle karşılık buluyor çoğu zaman. Apartman komşuları birbirlerine başıyla bile selam vermez oldu. Göz göze gelmemek için yere bakan gözler... Sanki herkes kendi iç dünyasında bir başına yürürken, kimse kimseye değmeden geçip gitmeyi tercih ediyor. Selam vermek cesaret ister oldu. Çünkü ya cevap gelmezse? Ya insan, selamını boşluğa fırlatmış gibi hissederse?
Belki de apartmanlarda yaşamanın getirdiği bir yabancılık var üzerimizde. Eskiden müstakil evlerde komşuluk daha samimiydi, daha salamlıydı. Çünkü herkesin mahremi belliydi; kapılar arasında bir mesafe konmuştu. Şimdi ise bir asansör kapısı açıldığında, iki yabancı birden burun buruna geliyor. Ne sesimiz hazır, ne kalbimiz. Selam verecek cesareti bulamadan, göz ucuyla geçip gidiyoruz birbirimizin yanından. Mahremiyetin aşıldığı yerde, samimiyetin yeşermesi zor oluyor. Muhabbet, selamla başlar. Ama sanki o ilk adımı atmaktan korkar olduk. Belki yorgunluktan, belki kırgınlıktan, belki de alışkanlıktan... İnsan en çok alışınca unutur çünkü. Selamsız sabahsız yaşamaya alışınca, muhabbeti de özlemez olur bir noktada. Oysa insan dediğin, ancak başka bir insanla tamamlanır. Kalpten kalbe kurulan her bağ, ruhumuzun ihtiyaç duyduğu bir nefes gibidir. Ve bu bağların ilki, en basiti, en derini selamdır.
Bazen bir selam, bir insanın tüm gününü değiştirir. Yüzüne ilk defa gülümseyen biriyle göz göze gelmek, içindeki yalnızlığı delip geçen bir ışık olabilir. Bilmiyoruz ki... Hangi kelime, hangi bakış, hangi selam bir gönülde çiçek açtırır. Belki o gün son çırpınışındaydı kalbi; belki de sadece görülmek, duyulmak istiyordu. Bir selam, bir hayatı bile değiştirebilir.
Belki de bu yüzden, karşılıksız bile kalsa selam vermeye devam etmeliyiz. Çünkü selam sadece bir sesleniş değil; bir inançtır. Muhabbetin hâlâ mümkün olduğuna dair bir inanç. İnsanlar birbirine yeniden güvenebilir, yeniden yaklaşabilir diye... Biz bir selamla, yeniden birbirimize dönebiliriz. Ben selamımı veriyorum. “Günaydın” diyorum, “Kolay gelsin” diyorum, bazen sadece başımla selamlıyorum. Karşılık gelmese de vazgeçmiyorum. Çünkü ben inanıyorum: Her selam, kalpten atılan bir tohumdur. Bugün çiçek açmasa da yarın bir yerlerde filizlenecek.
Ve biz bu selamlarla yeniden bulacağız birbirimizi. Muhabbetin yolu, hâlâ oradan geçiyor.
Selamla kalın!