Menü
Giriş YapBültene Abone Ol

Kalbin Uzaklaştığı Yer: İçimizdeki Gurbet

Gurbet kelimesi genellikle fiziki bir uzaklık olarak algılanır. İnsan memleketinden, ailesinden, alıştığı coğrafyadan uzaklaştığında "gurbete düştüm" der.

U

Unknown Author

Konuk Yazar

5 dk okuma
Kalbin Uzaklaştığı Yer: İçimizdeki Gurbet

Gurbet kelimesi genellikle fiziki bir uzaklık olarak algılanır. İnsan memleketinden, ailesinden, alıştığı coğrafyadan uzaklaştığında “gurbete düştüm” der. Oysa gurbet bazen yalnızca bir mesafe değil, bir ruh hâlidir. Bir insan, kalbinin asıl bağlı olduğu yerden uzaklaştığında en kalabalık şehirlerde bile kendini sürgünde hissedebilir. Kimi zaman bir coğrafya değil; bir bakış, bir ses, bir duygu olur yoksunluk sebebi.

Modern zamanlarda insanlar yalnızca ülkeler ve şehirler arasında değil; aynı zamanda kalpten kalbe de uzaklaşarak yaşıyor. Zamanla bağlar zayıflıyor, cümleler eksiliyor, sesler azalıp sessizliğe karışıyor. Araya giren mesafeler yalnızca fiziksel değil, duygusal da oluyor. Bu mesafe arttıkça kişi, içsel bir gurbetle baş başa kalıyor. Konuşmak ister ama kimi zaman kelimeler anlamını yitirir. Yakınken kolay gelen her şey, uzaklaştıkça ağırlık kazanır. Bir zamanlar alışıldık olan şeyler, yabancılaşır. Kalbin gurbete düşmesi, insanın ait hissettiği duygudan uzaklaşmasıyla başlar. Önce bazı şeylerin eksikliği hissedilir: bir bakış, bir söz, bir alışkanlık… Sonra bu eksiklik, sıradan bir boşluk olmaktan çıkar; kişinin gündelik hayatına siner. Her şey yerli yerinde görünür ama bir şey hep eksiktir. Tanımlanamaz bir huzursuzluk çöker insanın içine. O an anlaşılır ki asıl gurbet dışarıda değil, içeridedir.

Gurbet çoğu zaman özlemle ölçülür. Ancak burada özlenen şey yalnızca bir insan ya da bir yer değil; bir hâl, bir uyumdur. İnsan kendini ait hissettiği duygunun uzağında yaşamaya çalıştığında kalbin sesi kısılır. Bazen bu durum fark edilmez; çünkü hayat meşguldür, gündelik telaşlar bu sessizliği örter. Ama gecenin bir vaktinde, kalabalık çekildiğinde, sessizlik bu içsel uzaklığı açık eder.

Kalbin uzaklığına alışmak kolay değildir. İnsan, iç dünyasında kendine ait olanı yitirdiğinde dış dünyanın düzeni bozulur. Bir şehir aynı şehir değildir artık, bir sabah aynı sabah değildir. Zaman bile farklı akar; dakikalar uzar, anlar ağırlaşır. Ve kişi nerede olursa olsun, içinde taşıdığı boşlukla yaşar. Buna rağmen kalbin gurbette olması bazen bir olgunlaşma sürecidir. İnsan, uzaklıkla sınandığında bağlılığın değerini anlar. Ne kadar güçlü olduğunu, neyin gerçekten kıymetli olduğunu fark eder. Uzaklık, duyguların sahtesini eleyip gerçeğini ortaya çıkarır. Kalbin taşıdığı bağın ne kadar derin olduğunu; o bağın mesafelere rağmen nasıl korunduğunu test eder.

Her gurbetin bir dönüşü olur mu, bilinmez. Ama insan, içindeki uzaklığı kabul edip onunla yaşamayı öğrenebilir. Bazen dönüş mümkün olmaz; fakat eksiklikle barışmak mümkündür. Çünkü zamanla kişi anlar ki, kalbin gurbete düşmesi yalnızca bir yoksunluk değil; aynı zamanda bir içsel yolculuktur. Bu yolculukta insan bazen kaybolur, bazen de kendini yeniden bulur.

Gurbetin tanımı değişir; kimi için fiziki, kimi için duygusal bir anlam taşır. Ama her tanımda ortak olan bir şey vardır: İnsan, bağ kurduğu yerden uzaklaştığında hayatın anlamı bir miktar eksilir. Bu eksiklik belki de insanın en kadim yalnızlığıdır. Ve belki de bu yüzden, ne kadar uzak olursa olsun kalpten kopmamaya çalışmak en değerli çabadır.

Yorumlar

Yorum Yap

Yükleniyor...

İLGİLİ YAZILAR