Gazze'den Saha İzlenimleri
Gazze'de yaşanan insanlık dramını, bölgeyi yakından tanıyan ve yardım faaliyetlerinde bulunan Yasir Feten ile konuştuk.
Unknown Author
Konuk Yazar

Kısaca kendinizden bahseder misiniz?
İstanbul doğumluyum. İlkokul ve liseyi İstanbul’da tamamladım. Üniversite eğitimimi Sudan’daki Afrika Üniversitesi’nde, yüksek lisansımı ise Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi’nde yaptım. Yüksek lisans tez konum, “Hilali Ahmer Belgelerine Göre Seydi Beşir Usera Kampı” üzerineydi, şu anda doktora hazırlık sürecindeyim.
Gazze’ye ilk ne zaman ve ne amaçla gittiniz?
Gazze ile ilgim, Mısır’da başladığım üniversite hayatımla birlikte artmaya başladı. Özellikle Refah Sınır Kapısı’na yakın bölgelerdeki ziyaretlerimle bu ilgi daha da derinleşti. Profesyonel anlamda ilk kez 2012’nin sonunda, 2013’ün başında bir sivil toplum kuruluşu vasıtasıyla Gazze’ye giriş yaptım. O tarihten bu yana yaklaşık her iki yılda bir, bazı yıllarda ise iki kez olmak üzere Gazze’ye gidip geldim. Kalkınma, sağlık, eğitim gibi birçok alanda projeler gerçekleştirdim. Farklı kurumlarla ve çeşitli pozisyonlarda bu çalışmaları yürüttüm.
Elektrik, internet ve gıda erişimi gibi temel yaşam koşulları hakkında neler söylersiniz?
Gazze’de elektrik çok kısıtlı. Sürekli bir enerji kaynağı bulunmuyor; çoğu zaman jeneratörlerle idare ediliyor. Bu jeneratörler genellikle hastane gibi kamu kurumlarında yer alıyor. İnternete erişim de genellikle bu kurumlar üzerinden sağlanabiliyor. Bireysel olarak teknolojik cihazlara erişim ise oldukça sınırlı.
Gıda tedariği büyük ölçüde sınır kapılarından, özellikle Refah ve Kerem Şalom üzerinden sağlanıyordu. Ticari mallar ve insani yardımlar 2 Mart 2024’e kadar giriyordu. Ancak bu tarihten itibaren girişler durdu. Halk ciddi bir açlık kriziyle karşı karşıya kaldı. Gıda stokları tükendi, hijyen koşulları oldukça kötü. Son raporlara göre açlıktan ölenlerin sayısı 60’ı geçti.
Uluslararası toplumun tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlk günlerde Gazze halkı, uluslararası toplumdan gelen tepkilerle bir umut duymuştu. Ancak geçen 20 aylık sürede bu umut giderek azaldı. Gazze’nin %70’i İsrail tarafından işgal edilmiş durumda. İnsanlar artık topraklarını terk etmektense orada ölmeyi tercih ediyor. Çünkü sürgünün geri dönüşsüz olduğunun farkındalar.
Bu noktada sorumluluk yalnızca Arap dünyasına değil, tüm İslam dünyasına ait. “Biz ümmet olarak ne yapıyoruz?” sorusunu sormamız gerekiyor. Irk ya da siyasi farklılık gözetmeden, ümmet olma bilinciyle hareket etmek şart.
Gazze’deki sosyal yapıda kalıcı bir kırılma yaşanıyor mu?
Aile yapısı hâlâ güçlü. Yetimler genellikle aile fertlerinin yanında kalıyor; yetimhaneye verilmesi ise toplumda utanç sayılıyor. Ancak savaş nedeniyle çok sayıda aile parçalandı. Bu durum, derin travmalara yol açıyor. Gazze içinde ve dışında yaşayan çocuklar arasında saçları beyazlayanlar, geceleri çığlıklarla uyananlar var. Psikolojik destek süreçleri başlatıldı ancak bu, uzun ve meşakkatli bir süreç.
İsrail’in temel hedeflerinden biri de Gazze’yi yaşanamaz hâle getirerek halkı göçe zorlamak. Açlık, bu süreçte bir silah gibi kullanılıyor.