Menü
Giriş YapBültene Abone Ol

Estetikten Uzaklaşan Benlik

İnsan, kendi benliğinden uzaklaştıkça içindeki sesin yankısı da yavaş yavaş kaybolur. Başkalarının düşüncelerine kulak verip kendi düşüncelerini susturmaya başladığında...

U

Unknown Author

Konuk Yazar

5 dk okuma
Estetikten Uzaklaşan Benlik

İnsan, kendi benliğinden uzaklaştıkça içindeki sesin yankısı da yavaş yavaş kaybolur. Başkalarının düşüncelerine kulak verip kendi düşüncelerini susturmaya başladığında, farkında olmadan karakterinden parçalar kopar. Her ödün, kişiyi kendi özünden biraz daha uzaklaştırır. Zamanla bu uzaklaşma, sadece düşüncede değil, görünüşte de kendini gösterir. Çünkü zihin dünyasında yaşanan her değişim, bedene ve davranışlara yansır. Modern çağın en belirgin hastalıklarından biri de budur: Kendinden uzaklaşmak. İnsanlar artık neye inandıklarını değil, neyin “beğenileceğini” düşünerek yaşıyorlar. Sosyal medyanın beğeni ölçütleriyle, toplumun suni beklentileriyle şekillenen bu hayat tarzı, bireyi kendine yabancılaştırıyor. Estetik kavramı da bu yabancılaşmadan payını alıyor. Estetik, artık çoğu zaman dış görünüşle sınırlı, ölçülebilir, hatta “satın alınabilir” bir olguya dönüştü. Oysa estetik, yalnızca bir yüzün simetrisi değil; bir kalbin dengesi, bir fikrin zarafeti, bir davranışın inceliğidir.

Küçük bir örnekle bunu somutlaştıralım. Hayatı boyunca kendi fikirlerini ifade etmeye çekinmiş, başkalarının gölgesinde kalmış birini düşünelim. Bu kişiyi ön plana çıkarmak için ne gerekir diye sorduğumuzda, çoğumuzun aklına dış görünüş gelir: “Biraz değişiklik yap, saçını farklı kes, kıyafetini yenile...” Oysa fark edilmenin en kalıcı yolu, kendini değiştirmek değil, kendini bulmaktır. Dış görünüşün etkisi sınırlıdır; bir tebessüm kadar sürer, bir anlık izlenim kadar kalır. Fakat bir insanın sözleri, düşünceleri ve kalbinden süzülerek gelen duygular, yıllarca hatırlanır. Çünkü kalpten çıkan her şey kalbe ulaşır. Bana kalırsa güzelliğin ve yapay estetiğin etkisi, bir fotoğrafın kadrajıyla sınırlıdır. Ama doğal, sade, samimi bir ifadenin; kalpten dökülen bir cümlenin, incelikle söylenmiş bir sözün estetiği, ömür boyu sürer. Gerçek estetik, bir bakışta değil; bir duruşta gizlidir. Sözde, davranışta, sessizlikte bile zarafet barındırabilen insan, asıl estetik insandır. Çünkü güzellik, bir aynada değil, bir gönülde yansır.

Toplum olarak da bu inceliği kaybetmeye başladık. Geçmişini unutan, geleceğini inşa edemez. Bugün birçok toplumda hayat, “anı yaşa” mottosuna sıkıştırılmış kısa planlar üzerine kuruluyor. Hedefler, derinlikten uzak; hayaller, yalnızca görünür olma arzusuna dayanıyor. Bu yüzeysellik, beraberinde bir yorgunluk, bir yönsüzlük getiriyor. Dışa bağımlılık sadece ekonomik bir kavram değildir; zihinlerde, estetik anlayışlarda da dışa bağımlı hale geldik. Yemeğimiz, giyimimiz, mimarimiz, hatta konuşma biçimimiz bile başka kültürlerin etkisine açık. Oysa kendi kültürümüzde, tarihimizde, sanatımızda; dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan bir estetik duyarlılığı saklı. Kendi estetiğimizi kaybetmek, kendi benliğimizi kaybetmektir. Bir toplum, değerlerinden uzaklaştığında; giyimiyle, yapısıyla, sesiyle bile tanınmaz hale gelir. Kendi rengini, kendi sesini unutur.

Yapay zekâ çağında, insanın bile kendi estetiğini makinelerin ürettiği kalıplarla tanımlamaya çalışması, belki de modern dünyanın en ironik hâlidir. Akıl ve duygu arasındaki bu kopukluk, bizi “doğallık” tan uzaklaştırıyor. Oysa doğallık, insanın yaratıldığı hâle en yakın duruşudur. Biraz geçmişe dönelim. Osmanlı denildiğinde, kimileri bir medeniyet gururuyla hatırlar; kimileri ise mesafeli yaklaşır. Fakat estetik gözle bakan biri için, Osmanlı mimarisi bir çağın değil, bir ruhun eseridir. Beton yığınlarının göğe uzandığı modern şehirlerimizde, o dönemin zarafetini hatırlamak neredeyse mümkün değil. Bir Süleymaniye Camii düşünün: Her taşında bir dua, her kemerinde bir ölçü, her kubbesinde bir tevazu vardır. Bu eserler, sadece yapılar değil; sanatın...

Yorumlar

Yorum Yap

Yükleniyor...

İLGİLİ YAZILAR