Menü
Giriş YapBültene Abone Ol

Empati: Anlamak mı, Hissedebilmek mi?

Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması anlamına gelen ve günümüzde çokça kullanılan bir kelime: empati. Diğer bir anlamıyla duygudaşlık.

U

Unknown Author

Konuk Yazar

5 dk okuma
Empati: Anlamak mı, Hissedebilmek mi?

Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması anlamına gelen ve günümüzde çokça kullanılan bir kelime: empati. Diğer bir anlamıyla duygudaşlık. Anlamını okuduğumuzda, her insanda olması gereken bir haslet olduğuna hemen hemen hepimiz hemfikiriz. Zira kendimizi karşımızdaki kişinin yerine koyup olayları o pencereden değerlendirebilmek ve karşımızdaki kişinin hissettiklerini hissedebilmek, mezkûr olayda göstereceğimiz tavrı büyük ölçüde değiştirecektir. İnsan bu durumda daha az sinirlenecek, tahammül seviyesi daha yüksek olacak ve daha sakin bir tavır sergileyecektir. Tartışma anlarında sadece kendi haklılığına odaklanmak yerine, kendisini karşısındakinin yerine koyabilen bir insan, bu sayede ikili ilişkilerinde oluşabilecek büyük sorunların da önüne geçecektir. Peki, bir insanın kendisini karşısındaki kişinin yerine koyup olaylara o açıdan bakabilmesi mümkün müdür? Kanaatimce, insanın kendisini karşısındaki kişinin yerine koyabilmesi —yani onun gibi hissedebilmesi ve düşünebilmesi— çoğu zaman mümkün değildir. Bunun için çabalayabilir, kendi sınırlarını zorlayabilir; ama hakiki anlamda kendisini karşısındaki insanın yerine koyamaz. Zira her insanın yaşam deneyimi, geçmişi, kişilik yapısı, değerleri ve en önemlisi algı biçimi farklıdır. Hal böyleyken, insanın kendisini bir başkasının yerine koyarak olayları değerlendirmesi, çoğu zaman o durumu kendi iç dünyasında şekillendirerek yeniden yorumlamasından ibarettir.

Bu nedenle, ne kadar uğraşsak da karşımızdaki kişinin yaşadığı duyguları birebir hissetmemiz mümkün değildir. Tabii ki bu imkânsızlık hali, empati kurma çabasını değersizleştirmez. Tam aksine, bu çaba insan ilişkilerindeki anlayışı, hoşgörüyü ve iletişimi kuvvetlendirir. Zaten önemli olan da kendimizi karşımızdaki kişinin yerine koyabilmek değil; karşımızdaki kişiyi anlamaya niyet etmektir. Belki de empati, "aynı duyguyu yaşamaktan" ziyade, "anlamaya gönüllü olmaktır."

Sosyal Medyada Yeri Olmayan Bir Kelime: Empati
Nasıl ki empati kelimesine gündelik hayatımızda çok sık yer veriyor, en küçük olaylarda dahi meselelere bu pencereden yaklaşmaya çalışıyorsak; dijital hayatlarımıza da bu kelimeyi dâhil etmemiz gerekiyor. Dahil etmeliyiz, zira dijital dünyamızda “empati” kelimesinin pek de yeri yok.

Günümüzde sosyal medya, insanların düşüncelerini ifade edip başkalarıyla paylaştığı, iletişim kurup etkileşime girdiği ve günlük yaşantımızın önemli bir bölümünü işgal eden bir platform hâline geldi. İnsanlar hızla yayılan bilgi, fikir ve haber akışlarına doğruluğunu dahi sorgulamadan yorumlar yapıyor; kitlesel olarak aynı fikri savunan topluluklar, kendileriyle aynı görüşe sahip olmayanları dışlıyor ve linç ediyor.

Beğeni ve retweet sayılarının artmasıyla meydana gelen haz duygusu, empatinin yerini alıyor. Bu dünyada empati adını verdiğimiz kavram hep ikinci plana atılıyor. Herkesin bir başkasının dünyasına kör ve sağır olduğu bir mecra burası. İnsanlar yalnızca kendi seslerini duy(ur)mak istiyor, başkalarının düşüncelerine ve duygularına yer vermiyor. Böyle bir ortamda, bir başkasının dünyasından olaylara yaklaşabilmek ise neredeyse imkânsız hâle geliyor.

Yazıyı çok uzun tutmak niyetinde değilim, ancak şunu söylemeliyim ki: Her ne kadar birbirimizin penceresinden olaylara bakamasak da birbirimizin pencerelerini açık görmeye tahammül edelim…

Yorumlar

Yorum Yap

Yükleniyor...

İLGİLİ YAZILAR