Bir Devlet Geleneği: Yurtta Sulh, Cihanda Sulh Üzerine
“İyilik yap, denize at; balık bilmezse Hâlik bilir.” Yukarıdaki atasözü, kurduğumuz ve sonrasında yıkılıp yeni sürümleriyle devam eden...
Unknown Author
Konuk Yazar

“İyilik yap, denize at; balık bilmezse Hâlik bilir.”
Yukarıdaki atasözü, kurduğumuz ve sonrasında yıkılıp yeni sürümleriyle devam eden Türk devletlerinin geleneklerini en net şekilde özetler. Kadim devletlerimiz, savaşmanın gerekçelerini asırlar boyunca diğer milletlere örnek olacak şekilde defalarca göstermiştir. Bu birikim, her kurulan devletimizde bir gelenek ve düstur haline gelerek nesilden nesile aktarılmıştır. Yaratılışımızın, doğuşumuzun ilk yurdu olan Orta Asya’dan batıya doğru göçümüz, sadece geniş otlaklar ve meralar bulma amacıyla gerçekleşmedi. Bunun yanı sıra, baskıcı rejimlerden ve empati yoksunu zalimlerden uzaklaşma arayışımız da göç yolculuğumuzu şekillendirdi. Her bir ferdimiz, konar-göçer bir yaşamdan yerleşik bir yaşama geçerken dahi, kendisine ait olmayan coğrafyalarda haksız yere kan dökerek, insanları ezerek veya fitne çıkararak var olmadı. İslamiyet’i topyekûn kabul etmemiz bile, kodlarımızda bulunan adalet ve zulme karşı direniş gibi değerlerle örtüşüyordu.
Kurduğumuz, haritalar üzerinde sınırlarını belirlediğimiz ve zamanla genişlettiğimiz devletlerin tek amacı, halkların zalim yöneticilerden gördüğü zulmü sona erdirmekti. Ancak asla dilimizi, dinimizi veya örfümüzü zorla kabul ettirme gayretine girişmedik. Sadece zalime haddini bildirdik ve bozguncuların oyununu bozduk. Bu anlayışımız, bizi sömürgeci devlet ideolojilerinden her zaman ayırdı. Geleneğimiz, bizi “Yurtta sulh, cihanda sulh” prensibiyle hareket etmeye yönlendirdi.
Sınır komşularımızla iyi ilişkiler kurmaya ve diplomasi yoluyla düzen sağlamaya çalıştık. Bu doğrultuda, “Komşularla sıfır sorun” yaklaşımını benimseyerek, fitneden uzak bir politika izledik. Demokrasi bahanesiyle milletleri sömürüp perişan eden çıkarcı devletlerin aksine, barış yanlısı müzakerelerle yol aldık. Ancak, içinde bulunduğumuz coğrafyanın stratejik öneminden ötürü çıkarcı devletlerin etkisi hiçbir zaman eksik olmadı ve olmayacak gibi görünüyor.
Bugün ise tarihimizin tozlu sayfalarına yeni bir başarı daha eklemiş bulunuyoruz. Suriye halkını mezhepçi bir zalimden kurtararak, egemenliklerini kendi milletlerinin kuracağı demokrasiye dayalı yeni bir rejime bıraktık. On üç yıldır süren zulme birebir tanıklık eden bizler, Suriyelilere yuva olmaya çalıştık. Niyetimizin saflığını, diplomatik görüşmelerimizle ortaya koyarak, hiçbir karşılık beklemeden Suriyelilere vatanlarını geri verdik. Bir iyilik yaptık ve denize attık. Sözlerimi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Şam’da yaptığı duygu dolu konuşmadan bir kesitle bitirmek istiyorum:
“14 sene boyunca sevinciniz sevincimiz, hüznünüz hüznümüz oldu. Kardeşlik ve komşuluk hukuku bunu gerektiriyordu. Bugün Türkiye olarak tarihin doğru tarafında yer almış olmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Değerli kardeşlerim, inşallah ülkenizin en zor, en karanlık dönemi geride kaldı. İnşallah daha güzel günler bizi bekliyor. Suriye’nin bütün etnik, dini, mezhep grupları daha mutlu ve huzurlu olacak inşallah. Bundan sonraki süreçte Suriye’nin geleceğini belirleyecek olan sizlersiniz. Suriye’nin güvenli, özgür ve müreffeh bir ülkeye dönüşmesi sizlerin sayesinde mümkün olacak.”