Bakılıp Görülemeyen Şehir: Gazze
Bir çığlık ne kadar duyulmayabilir? Bir haykırışa ne kadar tepkisiz kalınabilir? Tehdit olarak görünüp uzaktan atılan bombalarla öldürülen bebeklere bizler daha ne kadar sessiz kalabiliriz?
Unknown Author
Konuk Yazar

Bir çığlık ne kadar duyulmayabilir? Bir haykırışa ne kadar tepkisiz kalınabilir? Tehdit olarak görünüp uzaktan atılan bombalarla öldürülen bebeklere bizler daha ne kadar sessiz kalabiliriz? Kardeşinin yaşam hakları ellerinden alınırken sen ne zaman harekete geçeceksin? Yıllardır bu sorulara cevap veremiyor dünya. Her gün vicdan sınavından sınıfta kalan dünya.
Sadece evde oturup dua ederek İsrail’in yıkılmasını beklemek, acizlikten başka bir şey değildir. Kardeşlerimiz oralarda can çekişiyorken bizler, kafelerde içtiğimiz kahvenin içine konulan süte burun kıvırıyoruz. Elbette hayat devam ediyor; kendimize ait sorumluluklarımız var, bunları da yerine getirmemiz gerekiyor. Ama zulüm altında olan kardeşlerimizin acıları, bir çocuğun ölmesi, hayatımızda ne kadar yer kaplıyor? Sosyal medyada önümüze düşen paylaşımlardan öteye geçemiyorsa, sizce de bir şeyleri değiştirmenin vakti gelmedi mi? Geldi, geldi. Hatta geçiyor bile. Yetişmek lazım.
Bir rivayete göre Selahaddin Eyyübi, cuma namazında vaaz ederken cemaatten bir genç, “Kudüs esir, sen burada konuşuyorsun,” diye çıkışır. Sonraki gün sabah namazında Selahaddin Eyyübi cemaate döner ve o gencin nerede olduğunu sorar. Genç namaza gelmemiştir. Selahaddin Eyyübi, “Cuma namazına gelen cemaat sabah namazına da geldiği zaman Kudüs bizim olacaktır,” der. Kalıplaşmış sloganlar atmak, sadece yetkilileri suçlamak vicdanlarımızı rahatlatmasın. Hayatımızın rutinini değiştirmeyen bir dertlenme, gerçek manada dertlenme midir? Onlar enkaz altında bile dua ediyorken bizler ekran başında susuyoruz. Harekete geçmek lazım. Çok sevdiğim bir büyüğüm demişti ki: “Durmayacaksınız. İmkân var, ortam var. Çalışmayan haindir.” Rabbim bizleri, müminler için faydalı işler yapabilen kullarından eylesin.
Peki, hâlâ saçma sapan sebeplerle bu zulmü savunanlara ne demeli? Hem de bizim topraklarımızda. Bazen bu olanları aklım, havsalam almıyor. Biz ne ara bu kadar merhametimizden, vicdanımızdan uzaklaştık? Ben o evreyi kaçırdım. Sanıyorlar ki İsrail, Filistin’i ele geçirdikten sonra duracak. Sağır sultan duydu ve anladı, bunlar hâlâ anlamadı. Adamlar “vadedilen topraklar” diyerek çıktıkları yolda Filistin ilk adımı. Bu “vadedilen topraklar” dedikleri şeyde bizim ülkemizden de topraklar var. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın,” deyip görmezden geldiğiniz bu zulüm, yarın bizim topraklarımızda baş gösterdiğinde ne yapacaksınız? Ben tahmin edeyim: Avrupa’ya, Amerika’ya kaçıp kuryelik yaparsınız. Oradan da “medeniyet, özgürlük” diye story paylaşırsınız.
Bizim nezdimizde İsrail barbarlığının savunulacak hiçbir tarafı yoktur. Gazze’de insanlara güvenli alan olarak bir bölgeyi gösterip oraya doğru göç eden insanları hava saldırılarıyla vuran, hastaneleri bombalayan, elektriğe, suya ve gıdaya ulaşımı kısıtlayan —hatta zaman zaman tamamen engelleyen— kundaktaki bebeklerin canına göz diken, uluslararası yasaklı beyaz fosfor bombası kullanan ve saymakla bitiremeyeceğimiz nice savaş suçu işleyen bu yapıya devlet demeye benim ağzım varmıyor.
Yıkılasın İsrail, enkazını göreyim; sana devlet diyenlerin yüzüne tüküreyim. — Necip Fazıl Kısakürek
Rusya-Ukrayna savaşında Rusya’ya uygulanan ambargo ve sansürlerin hiçbiri dünya tarafından İsrail’e uygulanmıyor. Spor müsabakaları, sanat programları ve çeşitli uluslararası programlarda Rus ekipleri men edildi. Bunların ne kadar iki yüzlü varlıklar olduğunu anlamaya bir diğer örnek de bu olaylar.