Yeni Yılın Başlangıcı ve Yaratılışın Hikmeti: İlahi Bir Davet
Yeni bir yılın arifesinde durmak, sanki zamanın o yoğun dokusundan sıyrılarak hayatımıza dışarıdan bir bakış sunar.
Unknown Author
Konuk Yazar

Yeni bir yılın arifesinde durmak, sanki zamanın o yoğun dokusundan sıyrılarak hayatımıza dışarıdan bir bakış sunar. Geçmişin tozlu yollarına dönüp, aldığımız kararları ve attığımız adımları yeniden değerlendirme fırsatı verir. Geleceğe yönelik umutlarımızı ve niyetlerimizi taze bir gözle süzmek, yüreğimizde yeni bir tohum yeşertir. Yeni yıl başlangıcı, sadece takvimde bir değişiklik değil; iç dünyamızda derin bir arınma, ruhumuzda tazelenme, yeniden doğrulma isteği uyandıran bir çağrıdır. Bu çağrı, hayatımızı daha anlamlı kılmak, varlığımızın asıl sahibine, Allah’a daha yakın olmayı hedefleyen bir arınma ve diriliş fırsatıdır.
Yaratılışın hikmeti ise insanlık için benzersiz bir derinlik sunar. Allah, ilk insan olan Hz. Adem’i yaratırken ona ruhundan üfleyerek yeryüzüne 'halife' kılmıştır. Bu, insanın taşıdığı emaneti, yeryüzünde dengeyi sağlama görevini, iyiliği çoğaltma misyonunu hatırlatır. Allah’ın ruhundan bir parça taşıyan insan, bu yüce emanete uygun yaşamaya çağrılır; varoluşunun köklerine uygun bir duruş sergileyerek dünyada bir denge unsuru olur. Bu her yeni yılda kalbimize işleyen bir çağrıdır; amellerimizi ve niyetlerimizi derinleştiren bir ilham kaynağıdır. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav.) “Ameller niyetlere göredir” hadisi, bu yolda bizim için bir rehber niteliğindedir. Yılın bu yenilenme vaktinde, kalbimizde samimi niyetler yeşertmek, içsel bir arınma yolunda yeni bir adım atmaktır. Her niyet, bizi Allah’a daha yakınlaştıran bir köprüdür ve bu köprüden geçmek, hayatımızda yeni bir sayfa açarak bizi manevi olgunluğa ulaştırır. Unutmamak gerekir ki yenilenme sadece yeni yıl başlangıçlarından ibaret değildir. Her an ve her zaman yalnızca bir duruma bağlı kalmadan her yeni ayda, yılda, haftada, saatte ve sair durumlarda dahil yenilenme başlangıcı için bizler için birer fırsattır. Bu bilinç ile insanoğlu anın bu an olduğunu da ayrıca unutmamalıdır.
İnsanın yaratılışındaki bu hikmetin bir diğer yansıması ise bilgi ile donatılmış olmasıdır. Hz. Adem’e öğretilen ilim, onun yaratılışının bir hikmetidir; bu bilgi, insanın yeryüzündeki vazifesini idrak etmesine ve Rabbini tanımasına bir anahtardır. İlmin getirdiği bu üstünlük, sadece bilgiye ulaşmak değil, bilgiyi kullanarak hakikati bulmak, yaratılış amacını anlamaktır. Kur’an-ı Kerim’de, Secde Suresi’nde Allah bu hikmeti şöyle hatırlatır: “Sonra onu şekillendirip ona ruhumdan üfledim ve size kulaklar, gözler ve kalpler verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!” (Secde Suresi, 32:9). Bu ayet, insanın sahip olduğu değerlerin ne denli kıymetli olduğunu ve bu değerlerin bize bir emanet olarak verildiğini hatırlatır.
Yeni bir yıla ve her yeni başlangıca bu farkındalıkla başlamak, zamanın değişiminden ibaret bir geçiş değil; yaratılış hikmetini idrak ederek Allah’ın insana verdiği değeri ve sorumluluğu hissetmek demektir. Bu başlangıç, bize Allah’a yakın bir yaşam sürme davetidir; iyiliği çoğaltma, kalbimizi huzurla doldurma, sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirme yolculuğudur. Kalbimizde yeşerttiğimiz bu niyetler, hayatımızı güzelleştiren, bizi yaratıcımıza yaklaştıran samimi dualara dönüşür. Bu, her adımda bizimle olan bir niyetin, yaratılış amacımıza uygun yaşama çabasının ta kendisidir. Ayrıca gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta 'Dem bu demdir, an bu andır!'